8 MART

Birey olmak istiyorsan kendini herkesle bir tutma. Birlik olmakla birey olmak aynı anda mümkün değildir. İkisinden birini tercih et.

Sürü olarak susmakla, sürü halinde bağırmak aynı şeydir. Kalabalığa karışarak attığın slogan, senin tavrını değil; başkasının tavrına verdiğin onayı haykırır. Sorunların ve çözümlerin özgün değilse sen de özgün değilsin. Özgün ol. Aynı şeyi düşünüyorsak bile, sen bunu kendine özgü yollarla ifade et.

Özgün olmayan, seni de hesaba katmayan, senin için üretilmeyen fikirler seni bağlamaz.
Başka bir zamanda yaşamış, başka bir kıtanın bambaşka insanlarına özgü köhnemiş fikirlerle sana özgü dünyanın, sana özel dertlerini çözemezsin.
Sürüye sürülmek, dertlerinin çözümü değil; kaynağıdır.

Bir yobazın cariyesi olmakla, bir kompradorun kölesi olmak arasında tercih yapılmaz.
Onurlu insan her türlü esareti reddeder.
Her türlü esaret kötüdür; fakat gönüllü esaret en kötüsüdür.
En sinsi avcılar oltayla avlanır. Zincirle savaşırken, misinayla avlanma.
Gövdenin esaretiyle mücadele ederken, dikkat et, beynin de esir olmasın.

Asgari ücretle market-mağaza zincirinde 12 saat çalışarak kendi ayaklarının üstünde durduğunu düşünüyorsan, yenilen şey ‘düzen’ değildir.
Kocanın, sana karşı kaybetmesinden daha vahim olan, senin seni kaybetmendir.
Kocanın ne kaybettiği değil; senin ne kazandığın önemlidir.
Onu sadece düzen değil; kahvede çayına kâğıt oynadığı arkadaşları da yener.
Sen; senin ne kazandığına bak.

Sana, Allah rızası için kocanın rızasını dayatan düzen de
ayaklarının üstünde durabilmen için kompradorun rızasını dayatan düzen de dostun değildir.
Bunlardan daha az dostun olan şeyse; bunlarla mücadele etmek için kafanı, beynini, şuurunu kiraya vermeni talep eden düzendir.
Dikkat et; birbirine gol atmaya çalışan aynı ligin iki takımı arasında, tekmelenen top olma.
Golleri toplara değil; tekmeleyene yazıyorlar.
Hangi at, hangi yarışı kazanırsa kazansın; nasibi ot yemektir.
Kazanan atın bile binicisi zengin olur.

Hiçbir insan, hak ettiği yeri başka insanların lütfuyla kazanmaz. Uçsuz uzayda yeni yerler aramamız ve bütün insanlığın o yeni yerlerin hayaliyle ve uydurma fantezileriyle ölmüş olması boşuna değil.
Kimse, başkası yayılsın diye elindeki yerden seve seve vazgeçmez.
Hak ettiğini düşündüğün alanı hak ettiğini ispat da etmelisin.
Bunun için mücadele etmen gerekiyorsa; çağın en büyük silahını yanına almayı unutma.
Amazonlar, çizgi romanların sayfalarında kaldı.
Kendini zekayla, bilimle, kültürle donat.
Akılla, ilimle, şuurla kuşan.
Mücadeleyi kime karşı yapıyorsan; onun beyninde yenilgiyi kabul etmesini sağla.
Kimi yeniyorsan; dünyada onun hakkı olan yeri de teslim et. Haksızlık yapma.
Savaşı beyinde, anlaşmayı gönülde yap.
Muharebenin çetinliği, muhasebeni engellemesin. Savaşın şiddeti, gönlünü karartmasın. Gönlü kararmış yoldaşlarının.  seni de karartmasına müsaade etme.

Lâyık olduğun değeri görmediğini düşünüyorsun.
Daha iyilerine lâyık ol.
Hangi durumdaysan, daha iyi duruma gelmek için çalış. Kendi zirvelerini aşmadan, başkalarının dağına çıkamazsın. Kimle, neyle boy ölçüşmeye niyetliysen, önce ayağa kalk. Sen oturuyorsan, başkasının boyuyla kendini mukayese edemezsin.
Kısaysan, uzayacaksın. Kimse seninle aynı boya gelmek için eğilmez.

Kocayla komprador, yobazla yoz arasında tercih yapmak, tasma değiştirmekten ibarettir.
Özgürleş.

‘Yüksel ki yerin bu yer değildir,
Dünyaya gelmek hüner değildir’
 derken, şair belki de senin şahsına seslenmiştir.
Ya da
Bize gayret yaraşır; merhamet Allah’ındır,
Hükmü ati ne fakirin, ne de şeyhin şahındır’
 derken, belki de dertlerinin çözümünü okyanus ötesinde, gezegenin ötesinde, hatta ölümün ötesinde arama demeye getirmiştir.

Buraya kadar okuyup bana hak vermediysen anlaştık demektir.
Okuduklarına hak verdiysen de anlaştık demektir.

Zaten o şair de söze şöyle başlamıştı:
‘Sana, senden gelir bir işte dad lazımsa,
Zaferden ümidin kes, gayriden imdad lazımsa’
.

Caner KARA