ATATÜRK’Ü ANMA |

Avcıların elinden yaralı kurtulan bir maral, can havliyle kendini bir su kenarına atmış. Soluk soluğa ve kanlar içinde su içip kendine gelmeye çalışırken, sudan bir kurbağa çıkmış. Acıyan gözlerle marala bakmış:
‘Bilmem ki’ demiş, ‘bu avcılar sen maralla, ben maraldan ne ister’

Yaralı maral, olduğu yerde sendelemiş, bir konuşan kurbağaya, bir sudaki yansımasına bakmış, cevap vermiş:
‘Belki bu yara beni öldürmez ama bu söz öldürür.’

Bazı övgülerin küfürden farkı yoktur. 
Bazı kimselerin takdiri, sevgisi, alkışı, hakaretten beterdir.

Ömrünü pislik yemekle geçirmiş bir domuz, senin yediğin şeyi tadıp beğenirse, memnun olmazsın. Onun ‘tatlı’dediğiyle pislik arasında fark yoktur.

Bir umumhane çalışanı, namuslu bir kadından ‘arkadaşım’diye bahsederse, namuslu olan buna sevinmez.

Mesleği fuhuş olan bir travesti, kendini işçi olarak tanıtırsa, alın teriyle çalışan işçiye küfretmiş olur.

Bir hırsız, ilkokul öğretmeni için ‘üstümde çok emeği var’derse, o öğretmen gurur duymaz. Utanır.

Bazı sıfatlar, bazı kişiler kullanınca itibardan düşer, önemini yitirir, hakarete uğramış olur.

Bedelli askerin, askerlik mesleğine yaptığı övgü, hakaretten beterdir.

Daha bariz örneklerle açıklayayım:

Artist oğlu, otel odasında yüksek dozda uyuşturucudan ölen bir kadın, gazeteci ordusunu karşısına alıp ‘vatan sağ olsun’ demişti. Oğlunun tabutuna bayrak sarıp defnettiler. İşte bu, şehit analarına hakarettir.

Ajdar isimli, iğrenç sesli bir acayip herif, kendine ‘sanatçı’diyordu. İşte bu, sanatçıya hakarettir.

Uyuşturucudan ölene şehit, Ajdar’a sanatçı muamelesi yapmak, o makamlarda bulunanları rahatsız eder. Vicdanı olanın vicdanını sızlatır.

Bugün 19 Mayıs’ın 100. Yıl dönümü…
Hala anlamayanlar için anlatmaya çalışayım:
Atatürk’ün ülkesinde, hem de o ülkenin kaymağını yiyen bazı soysuzların, hırsızların, namussuzların, nankör sığıntıların, boyalı çakalların, sünnetli devşirmelerin Atatürk’ü anmama çabası, onu anmadan 19 Mayıs geçiştirme gayreti, bence çok olumlu bir harekettir.

Atatürk’ü rakı içtiği için seviyor gibi yapanlarla, rakı içtiği için sevmiyor gibi yapanlar arasındaki fark, Atatürk değil; rakıdır.

İtin uğursuzun Atatürk anması, riyakâr alkışları, samimiyetsiz lafları, onun şerefli ruhunu rahatsız eder. Cephede tepelediği düşmanların, cephe gerisinde kalmış tohumları, onu yad etmiyor diye gocunacak bir şey yok. Şerefli adamların, şerefsiz alkışçılara ihtiyacı olmaz.

Asıl gocunulacak şey, onun eserini yiyen, yiyemediğini yıkan, hatırasına söven, arkasından atan, kuytularda aleyhinde konuşan şerefsizlerin, böyle kutlu günlerde o pis bıyıklarının altındaki pis ağızlarına, onun kutlu adını almalarıdır.

Asıl gocunulacak şey, hırsızın, talancının, vurguncunun, yalancının, anasının kucağında takiye ihtisası yapmış birtakım soysuzların, böyle kutlu günlerde onu anıyor, sayıyor, seviyor gibi yapmasıdır.

Bundan daha acı olan bir şey varsa, o türlü soysuzlara, Atatürk’ün ülkesinde yaşayanların verdiği makamlar ve kürsüler, o kürsülerden takiye yapma hakkıdır.

Oysa ki bu millete yakışan, makamlara bunları oturtup ‘sen de Atatürk’ü an’ demek değil; ‘o ismi o ağza alma’demektir. 
‘Sen Atatürk’ü anma’ demektir.

19 Mayıs 2019

Caner KARA