Biz Kâfirler (!)

Türkiye’nin dinler tarihi sahasında doktora yapan ilk akademisyeni Hikmet Tanyu’dur.  Felsefe bölümü mezunudur ve Dinler Tarihi Kürsüsü başkanlığı da İlâhiyat Fakültesi dekanlığı da yapmıştır. Emekli olana kadar bu işleri yapmıştır ama emekli olduktan sonra ölene kadar eser vermeye devam etmiştir.
Verdiği eserler, bugün ilahiyat okumak isteyenlerin başucu kitabıdır.
-Dinci midir ?
– 1944-1945 Irkçılık Turancılık Davası olarak bilenen devlet ayıbında, işkencelerden geçirilen 23 Türkçüden birisidir.

Orhan Şaik Gökyay… Tamı tamına 70 sene öğretmenlik yapmıştır. Yetiştirdiği adam sayısı bile tespit edilemez. “Bu Vatan Kimin” şiirini bilmeyen öğrenci mi olur ? Yazarı odur. Dede Korkut Hikâyeleri’ni sadeleştiren, edebiyatımıza kazandıran odur.
-Bu kadar mı?
– Türk müziği klasiklerinden sayılır… “Çıksam şu dağların yücelerine, eş olsam gurbetin gecelerine” şarkısının güftesi ona aittir. Konservatuvar Marşı’nın güftesi de ona aittir. 1967 yılında yaş haddinden emekli olmuş, 1981’de mesleğe dönmüş, üniversitelerde ders vermiş, ABD’nin Princeton Üniversitesi 1984 yılında kendisine bilim ödülü vermiştir. İstanbul Üniversitesi’nden fahri doktorası var, 1991’de devlet sanatçısı ünvanı aldı. 1994’te vafaat etti. En büyük mirası kitaplarıdır.
-Nereye bağışladı ?
– Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Kütüphanesi’ne !
Irkçılık Turancılık Davası adlı ayıbın, işkenceden, tabutluktan geçirdiği 23 Türkçüden biri de oydu.

Mustafa Zeki Sofuoğlu… Soyadı sofuoğlu olduğu gibi babası da gerçekten imamdır. Maliye Bakanlığı tetkik kurulunda kalem şefliği de yapmıştır, Milli Eğitim Bakanlığı müsteşar yardımcılığı da… Kızı Ayşegül hanım, Türkiye’nin ilk kadın ortopedistidir. Sayısız dergide sayısız yazısı vardır ama bir tek kitabı var : Mukaddes Topraklar (1965). Fethi Tevetoğlu’yla birlikte, Hac yolculuğuna dair düşüncelerini anlattıkları, rehber bir kitaptır.
Irkçılık Turancılık Davası süresince işkenceden geçirilmiş Türkçülerdendir.

Şu Mukaddes Topraklar’ın diğer yazarı; Fethi Tevetoğlu… İslam Ülkeleri Konferansı Başkan Yardımcılığı, Parlamento Dış İlişkiler Komisyonu Başkanlığı, Müslüman Mültecileri Kalkındırma Vakfı Genel Başkanlığı, 13 sene cumhuriyet senatörlüğü yapmıştır.
Irkçılık Turancılık Davası’nda işkenceden geçirilen 23 kişiden biridir.

Mehmet Sait Bilgiç… 1967-1969 yılları arası Ulaştırma, 1977 yılında Milli Savunma Bakanlığı yapmıştır. Hayat hikâyesi buraya sığmaz. “Komünizme Karşı Din” adlı kitabın yazarıdır. Irkçılık Turancılık Davası’nda işkenceden geçirilenlerdendir.

Fazıl Hisarcıklılar… Vefaat ettiğinde Ankara Orman baş müdürlüğü uzmanıydı. Mühendisti. Orkun Matbaasının, Türkçüler Yardımlaşma Derneği’nin, Türkiye Milliyetçiler Birliği Derneği’nin, Türkçüler Derneği’nin vs. kuruluşunda bulunmuştur. Mutlaka bir katkısı olmuştur. Irkçılık Turancılık Davası’nda işkenceden geçirilenlerdendir.
Şimdiki meşhur Kocatepe Camii’si var ya !
Türkiye Diyanet Vakfı üstüne yatana kadar o caminin yaptırma derneğinin idare heyetinde Fazıl Hisarcıklılar da çalışmıştır. Kendisi caminin bittiğini görememiştir ama o camide kılınan ilk namaz, Fazıl Hisarcıklılar’ın cenaze namazıdır.

Meşhur Kocatepe Camii’si… Bilmeyen mi var ? Onun bir de cami yaptırma derneği başkanı vardı: İsmail Hakkı Yılanlıoğlu. 1962 yılında çıkan Orkun Dergisi’nin imtiyaz sahibi. Veteriner hekim ve öğretmendir. 2 dönem Kastamonu milletvekilliği yapmıştır. Onlarca Türkçü dergide yazıları bulunur. İlk kitabının adı “Müslüman Türk Çocuklarına Armağanım”, son eseri ” Kocatepe Camii Nasıl Yapıldı?”.

Cemal Oğuz Öcal da meşhur Irkçılık Turancılık Davası’nın sanıklarından… 1935’te öğretmen olmuş, 1971’de vefaat etmiş. Ramazan Şiirleri ve Eyüp Sultan’ı Ziyaret adlı şiir kitapları da dahil 13 şiir kitabı var.

…ve Hüseyin Nihal Atsız…  Irkçılık Turancılık Davası’nın mahkemesi 1945’te bitmiş fakat Atsız’ın Irkçılık Turancılık Davası da gördüğü işkence de 1975’te vefaat edene kadar sürmüştür.

“Türkiye”de bir zamandır dine karşı takınılan yanlış tutum, yemişlerini vermeye başlamıştır. Mabedsiz şehir kurmakla övünen budalalar, çirkin harabelerin mabed haline getirileceğini düşünememiştir. Cumhuriyetin başlarında, artık görevi ve faydası kalmamış Arapçı ve Arapçacı softa takımı tasviye olunurken, milletin manevi ihtiyacı düşünülerek asrî din adamları yetiştirecek özlü bir din okulu açılsaydı, bugün il ve ilçe merkezleri, doktor payesine erişmiş din adamları ile dolar, bunlar köyleri de kontrol ederek yobazlığa engel olur ve İstanbul gibi şehirde çatalı ve radyoyu haram eden beyinsizler halka vaaz edemezdi.” dediği tarihte, şimdinin yobaz takımı, islamı istismar cambazları ya mağaralarında saklanıyordu ya da henüz madde aleminde yer teşkil etmiyorlardı.

Geçelim !

Günün birinde çıktı bir soytarı : “imam hatipler bizim arka bahçemiz” dedi.
Bir sürü soytarı da hık deyicinin pık deyicisi oldu.
Bizi kâfir ilân edip, cennetteki bütün hurileri camiaları arasında pay etmeye kalktı.

(devam edecek)