Güvendiği Dağlara Kar Yağanlar

Herkesin malûmu olduğu üzere genel seçimler 7 Haziran’da oldu.

8 Haziran’da, ambargodan başı dönmüş Rusya’nın devlet başkanı Putin, Tayyip Erdoğan’ı arayarak, seçim sonuçlarıyla ilgili tebrik etti. Seçimi kazanan partinin başkanını değil; cumhurbaşkanı koltuğunda oturan şahsı tebrik etti. Oradan, buranın nasıl göründüğüne dair dünya kadar anlam çıkartılır; fakat geçelim…

***
9 Haziran’da Avrupa Parlamentosu, işgal ordusu küstahlığında yazılmış Türkiye raporunu kabul etti.
Türkiye’deki seçim sonuçlarından duydukları mutluluğu da ekledikleri raporda her cepheden kırk çeşit ayar vermeye çalıştılar. “Ermeni soykırımını kabul edin” de demişler, “insan haklarına saygı” duyun da…
“İşid’le iyi geçinmeyi bırakın” da demişler, “Putin’le iyi geçinmeyin” de…
Putin’in telefon açmasından özellikle rahatsız olmuşlar.
İşid ve Rusya konusunda, Amerika’nın zenci başkanının daha önce, NATO zirvesinde yaptığı uyarıları, bir şekilde tekrar etmişler.
Bu ayak oyunları yarışına, İngiltere’nin sevimsiz başbakanı da katıldı. Yerli basın siyasetçilik oynamaktan başka işe yaramadığı için yabancı basından öğreniyoruz ki İngiltere Başbakanı David Cameron, bizim morali bozuk cumhurbaşkanını arayıp, “şu İşid konusunda bir şeyler yap, böyle olmuyor” demiş.

***
Uzatmayalım; şöyle bir tablo olmuş: Putin cephesi memleketteki seçimleri takip etmiş, aldığı oyu çok kabul edip Davutoğlu’nu değil Tayyip’i aramış. “Senin partin işte, rol yapma” diyerek tebrik etmiş. Sırtını sıvazlayıp teselli etmiş. Aramızı iyi tutalım diye şirinlik yapmış. “Gel bizim sahada oyna, diğerleri seni harcadı” demiş…

“Batı” deyip geçtiğimiz diğer cephe, “aldığın oy sana çok bile, akıllı olmazsan daha fena olur” demiş.
Birisi arada fena sıkışmış. Esad’la kavga etmeye devam ederse Putin’i, İşid’le kavga etmezse Batıyı, İşid’le kavga ederse Esad’a karşı kozunu kaybedecek. Hem iki ucu, hem ortası necasetli değnek…
Kraliyet asası almaya çalışırken, elinde bu kaldı !
Dışarıya karşı pozisyonu kedi yumağına dönmüşken, bir de içeride seçim sonuçları elinde patladı. Al sana bir necasetli değnek daha…

***

Bizim memleket basını, kendisine bir sermayedar bulup yıkama yağlama işiyle meşgul olduğundan haber değeri vermemiş olabilir: Birleşmiş Milletlerin genel sekreteri olan fare suratlı Ban Ki Moon, dünyanın derdi bitmiş gibi gözünü Orta Asya’ya dikmiş. Bugün Kırgızistan’ı ziyaret eden BM genel sekreteri, bu hafta Tacikistan, Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ı da dolaşacak.
– Bayram değil, seyran değil ?
– “Orta Asya devletlerinin insan haklarının korunmasında BM insan hakları kuruluşları ile işbirliği yapmalarına değer veriyorum, ancak bu alanda daha yapılacak çok işler var. Bundan dolayı bu devlet liderlerini insan haklarının korunması konusunda uluslararası taahhütlerini uygulamaya davet edeceğim” demiş.

Uluslararası literatürde bunun anlamı şudur: ” Ey Orta Asya devletleri, sizi bize şikâyet eden sermaye sahipleri var. Sizin malınızı, mülkünüzü, milli servetlerinizi yağma edeceğiz ama bazen tekerimize çomak sokuyorsunuz. Aklınızı başınıza alıp baştan teslim olun ya da biz bir bahane uydurup sizi diktatör ilan edelim. İyisi mi siz bize iş çıkarmayın, efendi efendi vatanınızı peşkeş çekin”

Neresinden tutarsanız tutun; bu işin özeti budur.

Bu devletler, eski sovyet memurlarının başkanlık ettiği ve enerji kaynaklarının ve yollarının üzerinde kurulmuş devletlerdir. Rusya’yla ilişkileri, en üst düzeyde uyumludur. Dolayısıyla batı cephesinin tekerine çomak sokan bir durumları var. Bu da BM’nin işine gelmiyor.

Fare suratlı Ban Ki-moon eklemiş: “Orta Asya devletlerinin denize çıkışı yokmuş, bundan dolayı dünya pazarlarına ulaşmakta zorluk çekiyorlarmış. Bu durum da bazı problemleri beraberinde getiriyormuş.”
Demek ki fare suratlı genel sekreter, bir yöntem bulup bu ülkelerin sınırlarının denize açılmasını sağlayacak!
Eğer, bildiğimiz denizlerden birini Asya’nın ortasına getirmeyecekse, bunun başka anlamı olamaz!

“BM 2015 zirve toplantısında dünya pazarına ulaşım sorununun gündeme getirilmesini olumlu görüyorum. Avrupa-Kafkaslar-Asya ticari yollarının gelişmesini istiyorum” diye bir iyi niyet gösterisi de yapmış.
Buradan anlaşılacak olan da yapmaya çalıştığı sihirbazlığın, Orta Asya’yla sınırlı kalmayacağıdır. Bu coğrafyada bulunan yurtlarımıza ve soydaşlarımıza, şimdiden başsağlığı ve sabır diliyorum. Birleşmiş milletlerin iyi niyetle yaklaştığı ve şerefsiz yöneticilerin elinde mahvolmamış bir dünya coğrafyası yoktur. Bu iyi niyet gösterilerini, her şekilde ve her devirde, iç karışıklıklar takip eder.
***

Mümkün olduğu kadar özet yaptım ama konuyu toplamaya çalışalım:
Tayyip Erdoğan’ın güvenebileceği dağlardan, sadece Putin kalmıştır; fakat onun güvendiği dağlara da kar yağmak üzeredir. Dünya siyasetinin şu üç gün içinde sergilediği performans, bazı devirlerde 100 yılda yaşanmaz…
Not:
Kimliğini taşıdığımız için vatandaşı olduğumuzu farz ettiğimiz ülkenin, geçirdiği genel seçim serüvenine dair -herkes gibi- şahsi fikrimi beyan eden bir kaç cümle yazmıştım. Bazı kimselerin çok zoruna gitmiş, bazıları düşmanlık tazelemiş, bazılarının bam telleri titremiş…

Onlar için bir kaç satır daha yazıyorum:
Seçim akşamı sergilenen sert tavırlardan eser kalmadığını, ben yazmadan da görebildiğinizi biliyorum. İlkeli duruş, tavizsiz dikeliş, onurlu atılış tavırlarının, sert çıkıştan “yumuşak iniş” şekillerine büründüğünü, ben yazmasam da gördüğünüzü biliyorum.
“şeyden dolayı şey oldu”, “şey olmasın diye şey edecektik ama şey oldu” gibi cümleleri, sizin de fark ettiğinizi ama söylemenize yasak koyulduğu için söyleyemediğinizi biliyorum.
Ben tek kelime etmesem de, ağzımı açmasam da, görmemiş gibi yapsam da sizin çok iyi fark ettiğinizi biliyorum.
Ne kadar çaktırmamaya çalışsanız da çakıldığı için kahr olduğunuzu, ne kadar olmamış gibi yapsanız da olduğunu gördüğünüzü biliyorum kardeşim !

Sizin de beni çok iyi anladığınızı ve haklı çıkmamam için dua ettiğinizi biliyorum.

***

Hasılı, güvendiği dağlara kar yağan sadece Putin ya da Tayyip değil; siz de varsınız.