Orta Asya’da Emperyalist Kıskacı- III

Her şey o kadar hızlı gelişiyor, o derece peşpeşe geliyor ki; sağlıklı değerlendirmek bir yana, takip etmek bile –adeta- imkânsız oluyor. Türkiye’nin, ruhunu şeytana satmış, vicdanını ihaleye çıkarmış, yazılı ve görsel basını magazin siyaseti servis etmekle meşgul. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan şahsın, devlet ciddiyetinden bihaber tavırları, laubali söylemleri, yakışıksız tavırlarından zaman kalınca, onu da bir takım sokak züppelerinin özel hayatını sunmaya adıyorlar. Uzun yıllardır üzerinde emek ve para harcanan, planlı-programlı olarak uğraşılan bu ciddiyetsizlik ve seviyesizlik furyası, maalesef topluma da tesir ediyor. En aydın geçinenler, resmen tenekeden imal edilmiş. Gürültüleri yeri göğü tutuyor ama kıymet biçmeye kalksan, hurdacı bile burun kıvırır.

Geçelim!

Orta Asya’da ve hatta Asya’nın tamamında, bir yıldır dikkatlerden kaçırılmak istenen, fakat uzun yıllardır kurgulandığı çok belli olan bir film oynanıyor. Daha önceki yazılarda Geçen yılında ortasından itibaren Orta Asya’ya yönelen emperyalist ilgiyi anlatmaya çalışmıştım. BM’in fare suratlı sözcüsünün Orta Asya ziyareti ve bu ziyaretler sırasında verdiği demeçlerde lafı geveleyerek, bu ülkelerin sınırları konusunda planlarını anlatması, onun işaret fişeğini gören Japonya ve ABD’nin, peşpeşe ziyaretleri, filmin senaryosunu açık ve net şekilde ortaya koyuyordu; fakat bizim memlekette, aydın geçinenden yobaz takılanına kadar, magazinle meşgul! Üyesi olmadığımız Avrupa Birliği’nin, kapısından alınmadığımız salon muhabbetlerini “cambaza bak” oyunu izler gibi izlemekten öte gündemimiz kalmamış! Fakat, geçen bir yılda, Orta Asya’da gelişen olaylara baktığımızda, öyle görülüyor ki, sahneye konan oyun, uzun yılların hazırlığının eseri. Oynu oynayan, dünyanın en yamyam devletleri olsa da, zaten varlıklarının başından beri bu türlü icraatlara aşina olsalar da yaptıkları şeyler, iki günde uygulanacak üçkâğıtlar değil. Şöyle ki;

ABD temsilciler meclisinde, BM sözcüsünün Orta Asya turuna çıkmasından kısa süre önce, Nisan 2015’te, propaganda savaşları konulu bir toplantı yapılıyor. Toplantıya başkanlık eden kişi, kongre üyesi Ed Royce… Temsilciler meclisinin kararları sonucunda, kongre üyesi Ed Royce, ABD hazinesinden ek ödenek talep ediyor. Bu ödeneğin gerekçesi, Orta Asya’da Rus basınının hâkimiyetini kırmak! Rusların RT adlı kanalının Orta Asya’da ve özellikle eski Sovyet ülkelerinde çok etkili olduğu ve bu etkinin ters çevrilmesi gerekliliği, ABD’nin meclisine dert olmuş; fakat Türkiye’de o kardeş devletlerin özgürlüğünden beri yapılan her girişim, sadece hava gazından ibaret. Geçen hafta Ruslar tarafından servis edilen bir habere göreyse, ABD Dışişleri Bakanı yardımcısı Daniel Rosenblum, 2017 bütçe programında aynı işi ileri götürerek, yine bütçe talep ediyor. Gerekçesi aynı fakat bir yıl içinde kat ettikleri yolu da itiraf eden bir söylemi var. Dediğine göre, Rusya’nın etkili olduğu Orta Asya ülkelerinde, işbirliği içinde oldukları medya kuruluşları var ve bu işbirliğini devam ettirmek için para lazım!  Emperyalist vampir:”Orta Asya’da medya kuruluşları ve onları takip eden insanların çeşitli kaynaklardan haber almalarına yardımcı olmalıyız. Bu nedenle bizim bütçe talebimizde Orta Asya medya kuruluşları ile işbirliğine devam ettirmek için maddi kaynaklara yer verildi.”  diyor ve ekliyor: “İyi finanse edilen bir Rus propaganda makinesi Orta Asya kamuoyu üzerinde önemli bir etki oluşturmuştur“. Yani, Rusya’nın ezelden beri oralarda etkili ve para aktardığı bir propaganda aktardığı bir basın gücü var. ABD de bu kozu onların elinden alacak. Oyuna dahil olacak. Sebebini anlamak için kâhin olmaya gerek yok fakat çünkü gizliyor değiller! Bu ülkelerin onlara fayda sağlayacak diğer ülkelerle de ikili ilişkilere girmeye ihtiyaçları varmış. Öyle diyorlar. Orta Asya ülkelerine fayda sağlamak için dişlerinden tırnaklarından arttırıp, propaganda yatırımı yapıyorlar. Ne kadar da gönlü geniş emperyalist köpekler; değil mi?

ABD’nin dışişleri bakanı John Kerry, 5 Haziran’da yine Orta Asya’daydı. Orta Asya ülkeleri, kendi aralarında su kaynakları savaşı yaparken, ABD’nin yamyamı, Orta Asya’yı suyolu yaptı bile. John Kerry, Moğolistan ziyareti sırasında, yine amacını açıkça belli eden ve haddini bilmez emperyalist olduğunu gösteren cümleler kurdu. Ona göre Moğolistan “zorlu komşular arasında bulunan bir demokrasi vahasıymış”. Aslında “Vaha diye senin ülkene denir” diye cevap verecek bir tane devlet adamının bulunmadığı bir ülkedir orası. Emperyalist çakal, ok gülüşerek ok atarken, kımız içip hömey dinlerken, aynı saatlerde Kazakistan’ın kuzey batısında, Aktöbe kentinde sokak çatışmaları çıktı. Sözde radikal İslamcı teröristler, şeriat değil demokrasi talebiyle sokağa çıkmış, bir silah dükkânı soymuş ve kaçırdıkları bir araçla askerî birliğe saldırmıştı. Olayların olduğu gün, üçü asker olmak üzere 19 kişi öldürüldü. Ertesi gün, kaçan teröristlerden 5’i daha öldürüldü. Bir aydır kargaşa bitmiş değil. Zaten zor durumda olan ekonomi de bir darbe daha yemiş durumda. Konuyla ilgili açıklama yapan Nursultan Nazarbayev “Bu dışarıdan emir alan radikal İslamcı kişiler tarafından düzenlenen bir terör eylemidir. 2003 yılından beri idamlar yasak olsa da, saldırıyı gerçekleştirenlere idam cezası verilmesi gerekir. Bu radikaller ülkemizde renkli devrim yapmak istediler” dedi. Onun açıklamalarına göre de radikal İslamcılar, Kazakistan dışından kontrol ediliyor ve akılları sıra demokrasi istiyor. Suriye gibi… Şeriat isteyen, demokrattan silah alıyor. Nazarbayev hem millî, hem de diğer emsallerine göre daha milliyetçi bir liderdir. Dışarıdan gelen tehdidin, kaynağını da açıkça ilân etmiş olsa,          toplumuna karşı daha sorumlu bir iş görmüş olurdu. Bizim sırtımızda, öyle bir yumurta küfesi olmadığı için o sorumluluğu yerine getirebiliriz. Nazabayev’in söylemediği konu şudur: Prag’da Amerikan Senatosu tarafından finanse edilen Svoboda adlı bir radyo var. Adı “özgürlük” anlamına gelir ve sadece eski Sovyetler Birliği ülkelerine, demokrasi pazarlamak için yayın yapar. Saldırının üstünden, günler değil saatler bile geçmeden bu radyo saldırının failini açıkladı. Onlara göre “Nazarbayev diktatörlüğünü devirmek isteyen özgürlük yanlısı bir örgüt” bu saldırıları üstlenmişti. Kaynak olarak da “uluslararası medya kuruluşları” dedi ama bu radyodan önce kaynak söyleyen ve kendileri gibi ulussuz bir kaynak yok!
John Kerry, kımızını içip durumu denetleyip, Japon başbakanının söz verdiği tren yolu konusunu yineleyip yoluna gitti fakat o günden beri Kazakistan’da sular durulmadı.
Sadece ABD’nin ya da müttefiklerinin oralarda oyun kurduğunu düşünmek hata olur. Kazakistan nüfusunun üçte biri Rus’tur. Rusya’nın, federasyon dışında kalan Ruslara karşı tutumunu, bizim satılmış hükümetlerin esir Türklere karşı tutumuyla karıştırmamak lazım. Bakın, Ukrayna’nın altını üstüne getirdiler. Topraklarını bölüp, bir de aşağılık durumuna düşürdüler. Türkistanlılar Derneği Başkanı Namaz Mümin Muhammed, Kazakistan’daki terör olaylarını değerlendirirken Putin’in SSCB’den ziyade Çarlık Rusyası hayali kurduğunu söylüyor ve ekliyor “Putin’in Kazakistan’ı karıştırmaya kalkması dünyada da, eski Sovyetler Birliği hududunda da ve Rusya’nın içinde ciddi tepkilere neden olacak. Bu da sadece Putin rejiminin değil, Rusya’nın devlet olarak da sonunu getirebilir…” Böyle bir nefret için hazırda bekleyen toplumlar olunca, emperyalistin hem nefreti oluşturacak bahaneleri üretip, hem de doktor gibi ortaya atılması da muhtemeldir. Haydar Cemal adlı Rus bir siyaset analizi uzmanı da aynı noktaya dikkat çekiyor. Müslüman olmuş bir Rus olmasına rağmen, Rusya’nın bir takım Selefi örgütleri desteklediğinden ve bu işlerde taşeron olarak kullandığından bahsediyor. Onun analizlerine dayanak noktası yaptığı husus da Çin meselesi. Çin, Tarihi İpek Yolu Projesi adını verdiği uzun bir ticaret yolu kuruyor. Bu ticaret yolu, Rusya’ya uğramadan Avrupa’ya uzanacak. Bahsi geçen ticaret yolu, Kazakistan, Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden Türkiye’ye uzanacak. Bu durumda Kazakistan’ın petrol ve gaz ihracatı da Rusya’yı dışarıda bırakarak aynı yolu kullanacak. Haydar Cemal’e göre, ortaya çıkan durum görünürde Rus- Amerikan çatışması olsa da aslında bu iki ülke, bu işleri elbirliğiyle organize etmektedir. Yani, ortada bir anlaşma var ve o anlaşmaya göre hâkimiyet alanı, ülke, kaynak paylaşıyorlar.  Böyle işlerde de Selefilerden daha kullanışlı oyuncak, demokrasiden daha güzel pazarlama aracı bulunmaz. Zira, bahsi geçen İpek Yolu Projesi meselesinden ABD ve müttefikleri de rahatsız. 24 Haziran’da Singapur’da toplanan bir uluslararası heyet, bu konuyu masaya yatırdı. APR adı verilen Asya- Pasifik Bölgesi Hükümetler Arası Forumu sırasında ABD savunma bakanı Ashton Carter, ABD’nin görüşlerini burada bulunanlara ilân etti. Bu emperyalist vampirin söylediklerine göre, Asya’nın da Avrupa’daki NATO’ya benzer bir örgüte ihtiyacı varmış. Yoksa barış ve istikrar olmazmış. Türkiye’de haber değeri taşımasa da, dünya basını konuyu “teklif” olarak geçiştirse de katılımcı devletlerin 15 yıllık planlarını anlattığı böyle bir toplantıda, o işi çoktan garantiye almadan böyle bir söz etmeyecekleri çok iyi bilinmelidir. Singapur’da o toplantı devam ettiği sırada, aynı gün Şanghay İşbirliği Örgütü de Özbekistan’ın başkentinde toplantıdaydı. O toplantıda da yine bu İpek Yolu meselesi gündemdeydi; fakat öyle görülüyor ki toplantıdan Çin avantajlı olarak ayrıldı. Putin, sağına soluna Türk ülkelerinin başkanlarını alıp resim vermiş olsa da, toplantının ardından açıklanan kararlara göre, Şanghay İşbirliği Örgütü, elbirliğiyle Çin’in İpek Yolu Projesi’ne destek verme kararı aldı. 2020 yılına kadar belirlenen planları bu…

O toplantının bir diğer önemli gelişmesi de iki nükleer güç olan Hindistan ve Pakistan’ın örgüte bağlılık antlaşması imzalayıp, gelecek yıl da örgüte katılma sözü vermesidir. Yani Asya’nın bir köşesinde ABD ve müttefikleri 15 yıllık planlar ve kapalı kulisler yaparken, aynı gün bir diğer köşesinde de başka bir ordulaşmanın imzaları atılıyor. Kan emici devletlerin bu yoğun ilgisinin, gelişmesine fırsat verilmeyen ülkelerde ne sonuçlar doğurduğu bellidir. Önce BM sözcüsü Ban Ki Moom, sonra Japon başbakanı Şinzo Abe, sonra Rus dışişleri bakanı Lavrov, aynı hafta ABD dışişleri bakanı John Kerry tarafından ziyaret edilen Moğolistan’da Mart ayından beri protestolar bitmiyor. Dış destekli sivil toplum kuruluşları, ülkenin maden kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesi bahanesiyle hükümeti devirme gösterileri düzenliyor. İslamcılık adına demokrasi isteyenlerin silaha sarılmasından ne farkı var?

Kırgızistan’nın durumunu da daha önceki yazılarda anlatmaya çalışmıştım. Sürekli renkli devrimlerle sallana bu Türk yurdu da öyle anlaşılıyor ki demokrasi baskılarını, taviz vererek kurtulacağı yanılgısıyla karşıladı.  ABD’nin “insan hakları savunucusu” ödülü verdiği Azimcan Askerov adlı bir Özbek, toplumsal olay çıkarmak ve bir polisi öldürmek suçuyla Kırgızistan’da hapse atılmıştı. Emperyalist vampilerin baskıları sebebiyle bu şahsın mahkemesini yeniden değerlendirme kararı alan Kırgızistan, diğer yandan da mevcut anayasasını yeniden düzenlemek için bir takım uğraşlara girmiş görünüyor.

Kutsal Türk yurtlarının, kaderin acı bir sınavı olarak başına geçmiş bulunan şuursuzlar, günü kurtarmak derdiyle her türlü tavizi verince, o tavizler karşılığında önlerine atılanları da nimetten sayıyorlar. Kırgızistan’a Japonya’nın taahhüt ettiği 1 milyar dolar yardım, Moğolistan’a söz verilen “okyanusa kadar” tren hattı, İsrail’in Kazakistan’a söz verdiği 5 milyar dolar yatırım vs… Saymakla bitmeyecek bu borçlandırma yarışı, ne acı bir neticedir ki satılmış yöneticiler tarafından, halklarına “başarı” diye satılıyor.

Sözün başında dediğim gibi, bu yamyam devletlerin, ata yurtlarımız üzerinde giriştikleri aya koyunları, o derece hızlı, o derece peşpeşe devam ediyor ki, analiz etmek bir tarafa, takip etmek bile zorlaşıyor. İşgali, sömürüyü, esareti çok iyi bilmesi, bunlara karşı kemiklerine kadar nefretle dolu olması gereken bu ülkeler ve onların toplumları, ne yazık ki resmin sadece önlerine konulan kadarını görmekle yetiniyor. Bu işlerin nerelere varacağını, bir namus kurtarma noktasına gelip dayanabileceğini unutmaması gereken, iletişimin şu noktaya ulaştığı dünyada, olup bitenleri anlaması beklenen soydaşlarımız, ne acıdır ki görseler bile çaresiz biçimde izlemek dışında bir girişimde bulunmuyor. Başlarına çöreklenmiş küçük yılanların, nasıl büyük yılanlara kapı açabileceğini, nasıl kan emici düşmanlara “hoş geldiniz” diyebileceğini, dilerim ki “bizim gibi” yaşamadan öğrenirler. Dilerim ki tarihten adam hisse kapar; kırk senelik kıssa tam hisse verir.