Orta Asya’da Emperyalist Kıskacı

Haziran ayında ajanslara düşen bir habere göre Birleşmiş Milletler genel sekreteri Ban ki Moon Orta Asya gezisine çıkıyordu. Nerede ve kime karşı söylendiği belli olmayan sözleri peş peşe haberlere iliştirildi. Koreli genel sekreter Tacikistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ı ziyaret edecek, bu devletlerin liderleriyle görüşecekti.
Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?
Neden gerek duymuştu acaba?
bm-genel-sekreteri-orta-asya-turuna-turkmenis-1984577_o
Maalesef, Birleşmiş Milletler şebekesi, dünyayı Amerika eksenine sürüklemek dışında bir işin işçisi değildir. El attığı,  adını andığı ülkede katliam ve sömürüden başka gelişme olmaz. Bizim NATO adıyla bildiğimiz Kuzey Atlantik Paktı’nın –sözde- sivil kanadından başka bir şey değildir.
Ban ki Moon’un basına sızdırdığı açıklamaların satır araları, konunun aslını anlamak için yeterlidir. Koreli genel sekreter şöyle buyurmuş:
Orta Asya devletlerinin insan haklarının korunmasında BM insan hakları kuruluşları ile işbirliği yapmalarına değer veriyorum, ancak bu alanda daha yapılacak çok işler var. Bundan dolayı bu devlet liderlerini insan haklarının korunması konusunda uluslararası taahhütlerini uygulamaya davet edeceğim
Şimdi tercüme edelim:
Bu kan emici vampire göre, Orta Asya devletleri, Birleşmiş Milletlere insan hakları konusunda bazı taahhütler vermiş. Bu taahhütleri yerine getirmiyorlarmış. Boyuna posuna bakmadan, bu Koreli gidip kendilerini uyaracakmış. İnsan haklarını korumaları yetmez; bunu yaparken de Birleşmiş Milletlerle işbirliği yapmak zorundaymış bu ülkeler. Bu işbirliğinden anladıkları, NATO üslerine kapılarını sonuna kadar açmaktır. Arada bir tanesi çıkıp NATO üssünü kabul etmezse, onun adına İnsan Hakları ihlali diyecekler. Daha ileri giderlerse yapacakları senaryo ortadadır. Kimyasal silah saklıyor, nükleer silah üretiyor, halkını bombalıyor diyecekler. İnsan Haklarından anladıkları budur! Yine de işbirliğine –yani Nato işgaline- ikna edemezlerse ekonomik ambargo uygulayacaklar. Aç, sefil, ilaçsız bırakmaya çalışacaklar. Bu yoksulluk ortamında ortaya parayla satın alınmış, özel yetiştirilmiş muhalifleri sürecekler. Maddi olarak ve silah bakımından besleyecekler. Devlet bu muhaliflere müdahale etmek gibi bir hata yaparsa da yaygarayı basacaklar: “ Falanca diktatör kendi halkını bombalıyor.” Bu basit senaryoyu da dünya âlem ağzını ayırıp, her defasında yediği gibi tekrar yiyecek. İnsanî yardım kılığına girmiş haçlı orduları, seve seve giremedikleri coğrafyalara, vampir ve bomba taşıyan kargo uçaklarıyla girecek.
Lafı her zamanki gibi insan haklarından açan Koreli genel sekreter, asıl karın ağrısını kusmakta gecikmemiş. Aynı basın açıklamasında, şöyle devam ediyor:

Ban Ki-moon Orta Asya devletlerinin denize çıkışı olmayan bölgede olduklarını, bundan dolayı bu devletlerin dünya pazarlarına ulaşmakta zorlandıklarını belirterek, böyle kapanmışlığın çeşitli problemleri beraberinde getirdiğine dikkat çekti. ‘BM 2015 zirve toplantısında dünya pazarına ulaşım sorununun gündeme getirilmesini olumlu görüyorum. Avrupa-Kafkaslar-Asya ticari yollarının gelişmesini istiyorum dedi.”

Orta Asya devletlerinin insan hakları konusundaki tutumundan başlayan bir iki cümlelik bir laf, bir anda ticaret yollarına geliyor. Bu devletlerin denize kıyısı olmamasını dert edinmişler. Ne yapacaklar bu durumda? Denizi alıp Orta Asya’ya mı koyacaklar? Örneğin, Kırgızistan’a kıyısı olacak bir denizin, aynı anda Kazakistan’a kıyısı olmasını mı sağlayacaklar? Ülkelerin deniz göre konumunu ve bu konumların ticarete etkisini dert edinmek, Birleşmiş Milletlerin işi midir? Bir devletin başkanıyla, ülkesinin açık denizlere olan konumunu konuşmanın, insan haklarıyla nasıl bir ilgisi var?
Koreli kan emicinin, dolayısıyla Birleşmiş Milletlerin ve yine dolayısıyla NATO’nun, Orta Asya ülkelerinin haritalarıyla ilgili bir karın ağrısı olduğunu anlamak için kâhin olmaya gerek yok.
Genel sekreter sıfatlı bu kan emici, Haziran ayında bu ülkeleri tek tek gezdi. Senaryoyu bildiğimiz için, o günden beri Orta Asya’dan çıkacak bir sıkıntı haberi bekliyorduk. Yanılmadık.
kambar_ata
Bu ziyaretin üstünden bir ay geçmeden Orta Asya’dan gerilim haberleri yayılmaya başladı. Yüzyıldan fazla zamandır devam eden su sorunu, yeni bir şeymiş gibi bütün dünya ajanslarına servis edildi. Bu kargaşa ortamında devlet başkanları da çapsız ve kalitesiz olduğu için ateşe körükle gittiler.
Kırgızistan Seyhun Irmağı’nı besleyen ana kaynaklardan biri olan Narın nehri üzerinde Kambar Ata adında bir baraj yapıyor. Bu baraja bir de hidroelektrik santral koyacak. Bu santralden yılda 6 milyar 300 milyon kw/s elektrik üretmeyi amaçlıyor. Tacikistan ise Ceyhun nehrine bir baraj yapıyor. Bu barajın temelleri Sovyetler Birliği devrinde atılmış; yarım kalmış. Bu iki nehrin arasında bulunan Özbekistan ise, bu barajlar nedeniyle 10 milyon vatandaşının olumsuz etkileneceğini iddia ediyor. Devlet başkanı İslam Kerimov Tacik’tir. Geçtiğimiz günlerde,  bu projeler devam ederse, savaşı bile göze alacaklarını duyurdu. Tacikistan’ın barajına soydaşları olan İran destek veriyor. Kırgızistan’ın barajı konusunda da Rusya ortaya atlayıp, barajın bitirilmesi konusunda desteğini açıkladı. Bu sorunu çıkaran da Rusların kendisidir. Sovyetler Birliği devrinde, kan emici Moskova’nın pamuk ihtiyacını karşılamak için düzenlenen sulama kanallarının, yarım bırakılan barajların, bakımı gelirinden fazla olan santrallerin sonucudur bu yaşananlar. Ne olursa olsun, asıl suçlu olanlar, bu kadim Türk yurdunda, uydurma sınırların arkasında oturan ve birbirleriyle didişen uyduruk yöneticilerdir. 1991 yılında bir araya gelip, suyu paylaşmaya dair bir anlaşma yaptılar ama hiçbiri o sözlere sadık kalmadı. Kırgızistan, Kazakistan’a verdiği suyun karşılığında alması gereken kömürü alamadı. Özbekistan ve Türkmenistan’a verdiği suyun karşılığında doğalgaz alacaktı ama onu da anlaştıkları miktarda alamadı.
Türkmenistan, %35’lk kotasına sadık kalmadı. Aldığı suyun karşılığında taahhüt ettiği gazı da vermiyor.
Her biri de ayrı ayrı, anlaştıkları payın yetersizliğinden şikâyet ediyor.
Tacikistan, iç savaş nedeniyle harabe olan ülkede mevcut suyu kullanamıyor.
Kırgızistan, yüksek maliyeti nedeniyle alması gereken doğalgazı alamıyor.
Kazakistan, Kırgızistan’a verdiği kömür taahhüdüne rağmen, madenleri özelleştiriyor.
Özbekistan, daha fazla pamuk üretmek istiyor fakat Kerimov’un aç gözünü doyurmak mümkün olmuyor.
Neticede Birleşmiş Milletlerin, İran’ın, Rusya’nın ve hatta Çin’in çok memnun olduğu bu gerilim ortaya çıktı. Uyduruk siyasi sınırların arkasındaki uyduruk devletler ve idarecileri birbirini yerken, kadim Türk yurdunda Türk’e yar olmayan doğal kaynakları talan etmek için avuçlarını ovuşturan vampirler, umutlu gözlerle ateşi körüklüyor.

KAMBAR ATA BARAJI

Bu manzarada, bir emperyalist destekçi bulamayan tek ülke Özbekistan gibi görünüyordu. Ateşin iyice harlaması için onu da cesaretlendiren bir dış mihrak bulmak gerekliydi; zor olmadı!
Haziran ayında yapılan bir Koreli ziyaretiyle kıvılcımı çakılan ve bir ay içinde dışarıdan müdahalelerle körüklenen gerilime, şimdi de Almanya dâhil oldu. Enerji söz konusu olduğunda kenarda durması hayret verirdi!
Almanya’nın Özbekistan Büyükelçisi Naythart Höfer-Wissing, dünya basınına bir demeç verdi. Lafa giriş cümlesinden, felâket tellallığına soyunduğu belli oluyordu:
Orta Asya’da su rezervlerinin sürekli azaldığını belirterek bu konuda ülkeler arasındaki sorunların da artacağını” söyleyerek başladı ve devam etti:
Bölgedeki su rezervleri ile ilgili durum pek iyileşmeyeceği, aksine daha da kötüleşeceğini şimdiden söylemek mümkündür.”

Bunu da tercüme edelim:
Bu Alman ajanı, özet olarak diyor ki; bu bölgede su meselesinden daha çok sorun çıkacak. Biz bu işe yıllar önce el attık. “Berlin Süreci” dediğimiz çalışmalardan beri meseleyi kaşıya kaşıya bu noktaya kadar getirdik. Eğer planlarımız tutarsa, bunlar birbirini yiyecek. Aradan enerjiyi çalan biz olacağız. Bu konuşmadan anlaşılacak tek sonuç budur!
Ban ki Moon, Orta Asya gezisi öncesi verdiği demeçte ne demişti?
Eylül ayında BM’de dünya devletleri zirvesi yapacağız. Bu zirveye Orta Asya devletlerinin katılımı çok önemli. Dünya pazarına ulaşmaları meselesini konuşacağız.”
Bu zirveden birkaç gün geçince, şimdi de bu Alman ajanı ne diyor bakın:
Orta Asya ülkelerinin Paris’te Kasım ayının sonunda yapılacak iklim değişikliği uluslararası konferansı çalışmalarında katkısı çök önemlidir. Çünkü uzmanlara göre bu toplantı küresel ısınmayı kabul edilebilir sınırlar içinde tutmak için insanlığın son şansıdır.”
“Bizimle masaya oturacaksınız” diyorlar.
“Sözümüzü dinleyeceksiniz” diyorlar.
Mazeretleri, yani basına sundukları mazeretler ne kadar da sevimli!
Hümanizm kuyusuna düşmüş dünya insanlığı aptalları için biçilmiş kaftan!
İnsan hakları konuşmaya gidiyorlar…
BM toplantısına katılmalarını istiyorlar; çünkü ticaret yolu meselelerini konuşacaklarmış…
Paris’e mutlaka bekliyorlar; çünkü küresel ısınma konuşacaklarmış…
Yerseniz!
Her gün bir gerilimi ger gün bir uluslararası toplantı, her gün bir sorun üretiyorlar!
Asla ve asla baş başa konuşmalarını, aracısız görüşmelerini, kendi aralarında kendi meselelerini halletmelerini istemiyorlar.
Bir araya geldiklerinde sorunları çözmelerinden, kendi aralarında bu konuları halletmelerinden ödleri kopuyor!
Mağcan’ın tabiriyle “uzaktaki kardeşlerimiz” yeni bir kumpasın içine düşürülüyor.
Biz de kahrolarak “izliyoruz.”

Caner KARA