Orta Asya’da Emperyalist Kıskacı_2

Türkiye’nin doğusunda bulunan yurtlarımızda, belki de 100 yıldır görülmemiş bir emperyalist tezgâhı kurulduğunu Ötüken’in sınırlı imkânlarıyla duyurmaya çalışmıştık. Geçtiğimiz-bir iki ay o emperyalist çekişmesi katlanarak hararetlenmeye devam etti. Türkiye’de manken bacağı konuşanlarla, memleket ve dünya stratejisi konuşanlar –hemen hemen- aynı kişiler olduğu için, özellikle de çirkef siyasetçilerin, seviyesiz çemkirmeleri gündemde olduğu için, bir iki cılız ses haricinde, bir iki gazetenin bir iki sütunu haricinde, bu hayatî meseleyi ciddiye alan olmadı. Yeryüzünün emperyalist şeytanları, bütün mesailerini Orta Asya’ya ayırmış oldukları ve akın akın oradaki Türk yurtlarına sefer düzenle yarışına girdikleri halde, Türkiye her zaman olduğu gibi beş para etmez parti muhabbetlerine ve magazin haberlerine gömülmüş vaziyettedir. Türklüğü ilgilendiren her meseleden, iş işten geçince haberdar olduğumuz gibi, bu sefer yine çok geç olunca uyanacağa benziyoruz.

Geçelim…
resized_e8be8-b08406901Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri sıfatını taşıyan fare suratlı bir Korelinin, durduk yerde Orta Asya ziyareti icat ettiğini ve daha yola çıkmadan basına sızdırdığı demeçlerle, oralardaki ülkelerde insan hakları ihlalleri olduğundan dem vurduğunu, o Türk yurtlarının okyanusa sınırının olmadığından, ticaret yollarının olmayışından şikâyet ettiğini yazmıştık. Batı emperyalizminin “insanlık” maskeli şeytanı tamamladı, mübarek yurtlarımızdan def oldu, gitti. Hamisi olan Amerika’ya ne raporladı, hangi analizleri taşıdı, ne yumurtladı bilemiyoruz. Kasım ayının ilk gününden itibaren, bu defa aracı işini aradan kaldıran Amerika, bizzat kolları sıvadı. Şeytan cumhuriyetinin dışişleri bakanı John Kerry, Kasım ayının ilk gününde Orta Asya’ya sefer düzenledi. Semerkant’ta Türkmenistan, Kazakistan, Tacikistan, Özbekistan ve Kırgızistan dışişleri bakanları, Amerika’nın dışişleri bakanı John Kerry’yle bir araya geldiler. Bir dışişleri bakanı, bu kadar ülkenin dışişleri bakanını resmen ayağına çağırıyor. Şeytan cumhuriyetinin, psikolojik üstünlük ve ayak oyunu işinde de diğer konularda olduğu gibi şirret bir politika izlediği aşikâr. Özbekistan dışişleri bakanı, toplantıyla ilgili açıklama yapmış ve “Taraflar siyaset, ekonomi, ticaret, kültür, insani konular, uluslararası ve bölgesel sorunlarla ilgili görüş alış verişinde bulundu…” demiş. İnsanları temsilen o koltuklarda oturan kimselerin, insanî meseleleri konuşmuş olması normal falan değildir. Ne konuşacaklardı? Hayvanlar ya da bitkiler hakkında sohbet mi edeceklerdi? Bu türlü toplantıların ve dünya tarihinin en vahşi savaşlarının pekerrykazakrdesi hep bu kelimeden dokunuyor.
Neymiş?
İnsaniymiş! Laf işte…
Bu kadar kelime israfının ve uzun uzun laf kalabalığının içinde, aslında cümle aralarında sıkıştırılan gerçekler sadece birkaç kelimeden ibarettir. BM genel sekreterinin, daha yola çıkmadan ağzından çıkardığı bakla, yani “ticari, uluslararası, siyasi ve bölgesel”…
İşte asıl görüşülen konuların genel başlıkları bunlardır.
Amerikan dışişleri bakanı John Kerry, bu toplantıyı yapıp defolmaya niyetli değildi; 2 Kasım’da Kazakistan’daydı. Şimdi sıra, toplu halde yapılan toplantının ardından bu ülkeleri birebir sıkıştırmakta ve birlik mesajlarıyla ve uydurma işbirliği örgütü duyurularının ardından, Orta Asya devletlerini birbirlerine karşı kışkırtmakta ve ayrı ayrı hepsinin sırtını sıvazlamaktaydı. Kazakistan’da dışişleri bakanı İdrisov’dan sonra, devlet başkanı Nazarbayev’le de görüştü. Kazakistan’ın ne kadar önemli olduğu, ne derece sevimli olduğu gibi palavraların arasında, asıl karın ağrılarını da söylediler elbette. Kazakistan’ın nükleer silahsızlanma konusunda ne kadar doğru bir yol izlediğini ve bu konuda Amerika’yla işbirliği içine hareket ediyor olmasını nasıl da takdir ettiklerini ifade ettiler. Bunları dışişleri memuru postu giymiş Amerikan ajanlarının söylemesi normal de Kazakistan’ın devlet başkanının da aynı cümlelerle ifade etmiş olması acı. Bu sırada, Özbekistan’da yapılan toplantıda “bölgesel” diyerek geçiştirdikleri mesele de açıklığa kavuşmuş oldu. Afganistan, Amerika’nın Asya’daki uç karakoludur. İşgal edilmiş olmasının tek nedeni, Amerika’nın Asya’daki hedefleri için bir askerî yığınak noktasına ihtiyaç duymasıdır. Bu işgal suçunun en büyük suç ortaklarından biri de  -şüphesiz- Türkiye’dir.  Amerikan ya da batı emperyalistlerinin hesabına, burnunu en ilgisiz konulara sokmakta, kimse Türkiye’yi geçemez. Kurulduğunda kendisini ilk tanıyan ülkeye batılı işgal kuvvetleriyle tepeden inecek kadar aklını ya da onurunu yitirmiş az devlet bulunur.
Geçelim…
Kazakistan makamlarında görülmeye başlanan batılıya gerdan kırma merakının, başlarına aynı felâketleri getirmemesini dilemekten başka elimizden bir şey gelmiyor. John Kerry’yle yapılan toplantının ardından anlaşıldı ki, Amerikan şeytanı Rusya’dan şikâyetçi…  Rusya’nın Afganistan’da etkinliğini artırdığını, Afganistan’ın enerji zengini bir ülke olduğunu ve Kazakistan’ın Orta Asya’da liderlik konumu üstlenebilecek bir ülke olduğunu vs… dile getirmişler. Önlerine gelen haritada, kafalarına göre bölgeler uydurup, o bölgelere de lider tayin etme meraklısı bunlar çünkü… O rolü de Kazakistan’a biçmiş görünüyorlar. Bir şikâyetleri de Kazakistan’ın Rusya’ya muhalif bir konum almayışı. Bunu da o ziyareti yapan pervasız Amerikalı yetkili takımı söylüyor. Sözde insanî bir toplantı yapıyorlar ama hepi-topu birkaç saatlik bir toplantıda “Rusya’ya karşı bizimle olur musunuz” diye sormuşlar. Olumsuz bir cevap alınca da bunu basına aleni olarak açıklamışlar.putin-nazarbayev Kazakistan, Rusya’yla bu Amerikan heyeti gelmeden iki hafta önce antlaşma yapmıştı. Daha doğru bir tabirle, 1998’de yapılmış bir antlaşmayı devam ettirmeye karar verdiler. Putin ve Nazarbayev arasında yapılan antlaşmaya göre Hazar Denizi’nin kuzeyinde birlikte petrol üretmeye devam edecekler. Eski bir antlaşmanın yenilenmesinden ibaret görünen bu yeni antlaşmanın dikkat çekecek pek bir tarafı yok ama asıl mesele Putin’in, toplantı sonrası yaptığı basın açıklamasında gizli. Putin, antlaşmadan duyduğu memnuniyeti ifade ederken Kazakistan’da elektrik sorununu çözmek için nükleer santral yapacaklarını da ilân etti. Kazakistan’la işbirliğini daha da ileri götürecekleri açıkladı. İşte Amerikan şeytanlarını Kazakistan’a getiren asıl mesele budur. Nazarbayev’in nükleer silahlara karşı olduklarını açıklamasının, Amerikalıların da Kazakistan’ın Rusya’ya karşı yanlarında olmamasından şikâyet etmesinin nedeni budur. BM genel sekreterinin Orta Asya ziyaretinden çok kıs süre sonra Rusya, Kazakistan’la antlaşma tazeliyor ve bu hadisede birkaç gün sonra Amerika dışişleri bakanı ekibini toplayıp ziyarete geliyor. Bütün bunların arasında, Asya’nın en sinsi ülkesi, G-7 adlı savaş tüccarlarının bir tanesi Japonya boş duramazdı. Ekim ayında onların başbakanı da beraberinde geniş bir heyetle Orta Asya’daydı. Onların demeçleri de tıpkı Amerikalı dostlarının cümleleri gibiydi. Kazakistan bölgenin lideri, nükleer silahlar çok zararlı, işbirliği çok önemli vs…  Bu kadarla da kalmadı. Nursultan Nazarbayev, bu defa ekibini toplayıp Avrupa’ya gitti. Amerika heyetinin ziyaretinin üstünden bir hafta geçmeden Nazarbayev soluğu İngiltere’de aldı. Eski İngiliz başbakanı Tony Blair’in Nazarbayev ve Kazak hükümetine danışmanlık yaptığını belirtmekte fayda var. Japon başbakanı Kazakistan’ı ziyaret ettiği sırada verilen demeçlerde, yolsuzlukla mücadele konusunda Kazakistan’a yardım yapacakları konusunda bir demeç vermişti. Kazakistan’da nasıl bir yolsuzluk varsa, Japonlardan sonra İngilizlere de batmış olacak ki yolsuzlukla mücadele konusunda Kazakistan’a 15 milyon dolarlık yardım yapacaklarını ilân ettiler. Öylesine karışık ve peş peşe hareketler yapıyorlar ki uzaktan bakınca insanın kafasının karışmaması mümkün değil.  Koreli BM genel sekreteri gelip Orta Asya ülkelerinin okyanusa yolunun olmamasından yakınıyor; hemen ardından Japonya nükleer santral sözü veriyor. Devam eden yatırımların onlarca katına çıkarılacağını taahhüt ediyor. Hemen ardından Rusya koşarak geliyor. Devam eden bir antlaşmayı tazeliyor ve bir nükleer santral sözü de o veriyor. Kazakistan’a nükleer santral sözü veren verene… İki hafta geçmeden Amerika geliyor. Onlar da ticari işbirliği sözü veriyor ama nükleer silahlara çok karşı olduklarını söylüyorlar. Peşinden bu defa Nazarbayev İngiltere’ye gidiyor. Aynı hafta içinde… İngiltere başbakanı 15 milyon dolarlık yardım sözü veriyor. Babasının hayrına veriyormuş gibi bir tavırlar.
Bitti mi?
Bitmez!
Emperyalist zehir bir kere damarlara girdi. Alışkanlık yapacak ve ölüme götürecek… Kişiler için eroin neyse, ülkeler için emperyalizm odur. Kazakistan başkanı, İngiltere’den Fransa’ya geçti… Mümkün olduğu kadar kısa geçmek zorundayım; Fransa’yla da 5 milyon dolarlık yatırım anlaşması yaptılar.
Ne için olabilir?
BM sekreteri ne demişse onun için! Kazakistan’ın açık denizlere yolu yok. Karın ağrıları bu işte.  Fransa’nın bu 5 milyon doları petrol konusunda kullanılacak, devam etmekte olan 20 milyar dolarlık bir diğer projeye destek olmaya devam edecekler. Adını “Nurlu Yol” koydukları projeye göre Çin, Rusya, İran ve Avrupa ticaret yolları birbirine bağlanacak. Kara yolu, raylı sistem ve hava yolları… Al sana açık denizlere yol işi; Orta Asya ülkelerine bayılıyorlar.
İnsan sormadan edemiyor; bu derece önemli ticaret yollarına ve doğal kaynaklara sahip bu Türk yurtları, nasıl oluyor da namerde, emperyalist köpeklere muhtaç oluyor? Elektrik ve su sıkıntısını daha önceki yazımızda anlatmaya çalışmıştık. Şimdi de yol sorunu konuşuluyor. Ekonomik bakımdan şu sıralarda en büyük sorun Özbekistan’da… Amerika’nın dışişleri çetesinin Orta Asya turu bu ülkeden başladı. Nasıl bir uğursuz ayakları varsa, daha hava alanından ayrıldıkları anda ülkede akaryakıt krizi çıktı. Kilometrelerce uzayan araç kuyrukları oluşmasına rağmen akaryakıt istasyonları birkaç saatte kapandı. Bakın, komşu ve kardeş ülkelerin enerji yatırımları için emperyalist köpekler kuyruğa girerken, ağızları sulanırken Özbekistan’da akaryakıt krizi çıkıyor. Devlet ajansları durumu spekülatörlerin ortaya çıkardığını, önce stok yapıp akaryakıt krizi söylentilerini yaydıklarını ve bu durumdan yüksek kârlar elde ettiklerini duyursa da sorunun faturası her şekilde devlete kesiliyor ve iç karışıklığın önü alınamıyor. Elbette ki bu işte emperyalist köpeklerin eli olacak. Sadece bu yılın ilk yarısında Özbek parası, dolar karşısında %50 değer kaybetti. Sadece son bir ayda, o değer kaybının üstüne %20 daha değer kaybetti. Amerikalı Yahudi spekülatörler müdahale etmeden böyle bir sonuç çıkabilir mi? Devletin tramvay şirketi çalışanları 6 aydır maş almamış.ozbekistan-lider-kerimovdan-anti-kriz-kitabi-1 Tıp akademisi çalışanları biraz daha şanslı; onlar iki aydır maaş alamıyor.  Ülkede işsizlik başlı başına bir kriz olduğu için, bu memurlar maaş alamadıkları halde işi de bırakamıyorlar. Diktatör Kerimov idaresi bankaları suçluyor, bankalar “nakit yok” diyor. Bir ülkenin nakitleri, buhar olup uçmuş… Bir önceki yazıda, Almanya’nın Özbekistan Büyükelçisi Naythart Höfer-Wissing’in bölge ülkelerinin birbirine gireceğine dair kehanetini yazmıştım. Almanya, bu kehanetin gerçekleşmesi için çalışmayı da ihmal etmiyor. Afganistan’daki çalışmaları için Özbekistan’ın güneyindeki Tirmiz vilayetinde bir askerî üs kiralamışlardı. 2013’te Afganistan’daki askerlerini çektiler ama bu üsleri Özbekistan’da varlığını devam ettiriyordu. Özbekistan bu üssün yıllık kirasını 35 milyon Euro’dan 70 milyon Euro’ya çıkarmıştı. Alman Der Spiegel gazetesinin bir haberine göre bu üssü boşaltıyorlar. İşte bu şekilde namerde muhtaç duruma düşüldüğünde ne olduğunu, yakın Türkiye tarihinden bilmemiz lazım. Emperyalist spekülatörlerin çabalarıyla krizler üretiliyor ve başka emperyalist yamyamlar, kurtarıcı pozuna bürünüp oyuna giriyorlar. Amerikan uydusundan başka bir şey olmayan Güney Kore’nin bankaları, Özbekistan’da yatırım ve borç verme yarışına girmiş durumda. Mevcut durumda Özbekistan’da 5 milyar dolarlık yatırımı bulunan fare suratlılar, ekonomik krizi de değerlendirerek 1 milyar dolarlık daha kredi açtılar. Buna da petrol çıkarma faaliyetinde kullanılma şartı koydular. Bahsi geçen krediyi veren banka, başlı başına bir yazının konusudur. Yeterince uzadığı için kısa bir cümleyle tanıtarak, araştırmayı okuyucuya bırakıyorum: Dünya’nın her köşesine kök salmış Eximbank adıyla bilinen vurgunculuk çetesi, ABD’nin ihracatını finanse etmek için 1934 yılında Amerika’da kuruldu.exim
Geçelim!
Bir fare suratlı işe girer de diğeri durur mu? Japonya başbakanının da Orta Asya’ya sefer düzenlediğini yazmıştık. O da 5 milyar dolarlık yatırım sözü verdi. O da bu yatırımların petrol ve kimya üzerine olmasını anlaşmaya bağladı. Düşünebiliyor musunuz? Akaryakıt kuyrukları olmasına rağmen benzin satacak istasyon kalmamış. Benzin olmadığı halde araç kuyrukları bütün yolları kapatmış ama yeterince yol olmadığından şikâyet eden emperyalistler gelip gidiyor. Memurlarına maaş ödemekten aciz bir devlet var ama yabancı yatırımcıların milyar dolarlık yatırım haberleri peş peşe geliyor. Akaryakıt sorunu var ama bu emperyalist yatırımcılar, sürekli petrol konusunda yatırım yapıyor. Akıl alır gibi değil! İsyan etmek işten değil! Özbekistan’ın başındaki Tacik asıllı Yahudi oyuncağından herkes şikâyetçi; ne ülkede, ne de dışarı da destekçisi kalmamış. O da şimdilerde Rusyaseverler bloğunu terk ederek Türkmenistan’la bir ittifak kurmuş durumda. Su kaynakları konusunda ve Afganistan’dan kaynaklanan güvenlik sorunu nedeniyle ve Rusya’nın bölgedeki operasyonlarından usandıkları için, diğer Orta Asya devletleriyle sorun yaşayan bu iki ülke, bölgede hamilik pozu kesen Rusya’ya da tavır almış durumda. Bir kemik de kendisine çıkar diye ummuş olacak ki Amerika’nın dışişleri bakanı John Kerry, Türkmenistan’a da bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu soytarıların, mevkidaşlarıyla görüşmesinde bir acayiplik yok fakat gittikleri Türk yurtlarında devlet başkanlarıyla da görüşüyor olması başlı başına rezalet! Sen kim köpeksin ki dışişleri bakanı sıfatıyla bir ülkenin başkanıyla antlaşma yapıp, bir de nasihat verecek haddi kendinde buluyorsun. İşte bu batılı emperyalist köpeklerin bu ukala tavırları, hep bu şekilde kendilerine yüz verilmesinden, şımartılmasından kaynaklanıyor! Gittikleri yerlerde devlet başkanları tarafından ağırlanıp, en yüksek hürmetle karşılaşıyorlar. Oysa mevkidaşlarından başka kimseyle görüşmemeleri, devlet başkanıyla konuşmak istiyorlarsa Beyaz Saray’da oturan siyah soytarıyı göndermeleri gerekir! Bizim şuursuz idarecilerde o duruş nerde?
Konumuza dönelim:Turkmenistan-US-Kerry.JPE8_
John Kerry, Türkmenistan devlet başkanı Gurbanguli Berdimuhammedov’la yaptığı görüşmede, dinî gerekçelerle tutuklanan 87 mahkûmun serbest bırakılmasını istemiş. Yüzsüzlüğe bakar mısınız? Dünyanın bir tarafında bir ülke var. Onun meclisi bir yasa yapıyor. O ülkenin dışişleri bakanı kalkıp başka bir ülkeye geliyor. Haddi olmamasına rağmen devlet başkanıyla görüşürken, bir de tutup kendi yasaları o ülkenin yasalarından, asayişinden, düzeninden önemliymiş, matahmış gibi mahkûm listesiyle serbest bırakılmalarını istiyor. O listede kim varsa, senetli sepetli Amerikan ajanıdır ve dinî kisveyle o ajanlık işini yürütürken yakayı ele vermiştir. O anda idam edilmedikleri için de bu Amerikan köpeği, böyle bir yüz bulup serbest kalmalarını istiyor. Açıklama yapan sözcü bir adım daha ileri gidip, Türkmenistan’ı Kuzey Kore’ye benzetiyor. BM genel sekreteri gibi ya da insana hakları adı altında ajanlık faaliyeti yapan, sözde düşünce kuruluşu, sivil toplum örgütleri gibi, Amerikan köpekleri de insan hakları üzerinden hadleri olmayan müdahaleler yapıyorlar. Onlara göre, devlet sırlarını sır olarak tutan ve bu emperyalist köpeklere seve seve teslim etmeyen herkes insanlık düşmanı… Irak’ı, Libya’yı, Afganistan’ı ya da Somali’yi ya da dünyanın başka bir mazlum coğrafyasını işgal etmeden önce hangi tekerlemeleri tekrar ediyorlarsa, bugün de Orta Asya için aynı masalları okuyorlar. Adam sormaz mı? Ulan mademki bu kadar izole edilmiş bir ülkeyiz; sen dünyanın öbür ucundan bizdeki insan hakkı ihlallerini nereden biliyorsun? Cezaevinde yatan 87 kişiyi nereden tanıyorsun? İsim listelerini nasıl tutuyorsun?  İfşa olmuş gizli bir üs olduğu halde, sadece Guantanamo’daki tutukluların listesi kimsede var mı?
Sormuyor işte!
Bölge ülkeleri içinde aklını en çok yitirmiş olanı Kırgızistan olsa gerek. Dünya üzerinde hem Amerikan hem Rus üslerini barındıran başka ülke var mı acaba? Amerika’nın dışişleri bakanı orayı da ihmal etmedi. Bişkek’te 135 milyon dolarlık bir büyükelçilik binası açtılar. “Kırgızistan’a aralıksız destek verdik; bu destek devam edecek” dedi. şinzoKırgızistan’da ikide bir gerçekleşen renkli devrimlerin, kardeş kavgalarının, siyasi istikrarsızlıkların nedeni işte bu cümleyle özetlenmiş. Amerikan kan emicisinin ziyaretleri neredeyse Japon başbakanıyla aynı günlere denk geldi. Japonya Başbakanı Şinzo Abe’nin Kırgızistan ziyaretinde yanında 50 Japon şirketinin de temsilcisi vardı. O kadar çok yatırım sözü verdi ki liste tutmak mümkün olmadı. Milyon dolarlık vaatler havada uçtu. O da BM genel sekreterinin dikkat çektiği üzere, en çok da ulaşım ve yol konusunda yatırım sözleri verdi. Süslü laf kalabalığının arasında, niyetini kendi cümleleriyle çok güzel özetledi: “Orta Asya ülkeleri ve Moğolistan jeopolitik olarak çok önemlidir ve biz bu ülkeler ile ilişkilerimizi geliştirmek için büyük adımlar atmalıyız” dedi.  Bunların, Orta Asya ülkelerinin okyanusa yolunun olmaması nedeniyle çok büyük bir karın ağrısı var. Türk yurtlarında petrol çıkarmaya ve denize ulaşan yollara yatırım yapma işine kafayı takmış durumdalar. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, Osmanlı’yı nasıl paylaşacaklarını tartışan işgal devletleri gibiler. Aynı aç gözlülük, aynı hırs, aynı vampirlik ama bu defa süslü cümle ve seremoni merakı…
Yeri gelmişken yazalım; Japon başbakanı Moğolistan’ı ayrıca belirtirken boş konuşmuyordu. Orta Asya turuna oradan başladı. Moğolistan’la da anlaşmalar yaptı. Moğolistan’dan Japonya’ya kadar demiryolu antlaşması… Akıllara zarar. Şu antlaşmalara ve bildiğimiz dünya haritasına bakınca, gülmemek, biraz düşününce de kahrolmamak elde değil! Bir işgal bu derece aleni yapılır da bir millet bu kadar mı vurdumduymaz olur?
Rusya tehlikenin farkına varmış olduğu için durmadan çalışıyor. Putin, Amerikan gazetelerine tehdit dolu demeçler veriyor. Avrupa’ya kurulacak füze kalkanı projelerine anında karşılık vereceklerini açıkça ilân ediyor. Amerika’ya karşı ülkesinin menfaatlerini koruyacağını duyuruyor. Yeni geliştirdiği silahları boy boy resimlerle yayınlıyor. En son ne yaptı biliyor musunuz? Çin’den 1858’de aldığı 4,7 kilometrekarelik bir alanı, Çin’e geri verdi. Çin’le arasında sorun teşkil eden meseleleri alelacele kapatmaya çalışıyor. Bundan bile ilginç bir haber, 9 Kasım’da Ermeni ajanslarına düştü. Herkes, Rusların Ermenilerle ortak füze kalkanı projesini konuşurken, Ermeni gazetelerine göre Rusya, Ermenistan’dan Karabağ’ı Azerbaycan’a bırakmasını istemiş. Ermenistan’ın Aykakan Jamanak gazetesinin haberine göre, Dağlık Karabağ’ın çevresindeki bazı şehirlerin Azerbaycan’a bırakılmasını sağlarsa, Azerbaycan’ın Avrasya birliğinde kalmasını sağlayacak ve bu sayede elini güçlendirmiş olacak. Gazetenin haberine göre bu konu Rusya basınında da defalarca yazılmış. Geçen yıldan beri bölgede artan gerilimin düşürülmesi için Ermenistan’a füze kalkanı, Azerbaycan’a da Karabağ’dan bir miktar toprak vermeyi planlıyorlar. NATO bir yandan Avrupa’da toplantılar yaparak Rusya’ya karşı daha çok silahlanmanın yollarını arıyor. Amerika’nın Asya merakının, Çin’in gözünden kaçması mümkün mü? 1949’da Tayvan’la ilişkilerini kesen Çin, 66 yıl aradan sonra ilk defa bu ay, hem de devlet başkanları statüsünde bir toplantı yaptı. Singapur’da yapılan toplantıda, aynı anda 23 antlaşma imzaladılar. Ticaret hacimlerini 200 milyar dolara dayadılar. Bu iki ülkenin anlaşmazlıkları, Güney Çin Denizi meselesinden kaynaklanıyor. Orayı bir mesele haline getiren şey de emperyalist köpeklerin Orta Asya’da fink atmasıyla aynı neden; petrol, doğalgaz ve ticaret yolları!
Herkes cephesini güçlendirmeye, mevzisini sağlama almaya, elini kuvvetlendirmeye çalışırken Türk yurtlarının yöneticileri kapı kapı dolaşıp yardım dilenmekle, seçim nutukları atmakla, magazin dünyası konularıyla meşguller. Putin “savaşa hazırız” diye nutuk atıyor; çünkü yıllarca KGB’de birlikte çalıştığı ve başkan olunca da basın sözcüsü yaptığı, hatta devletin en büyük medya holdinginin başına getirdiği arkadaşını bile şüpheli gördüğü için temizlemiş. Rusya’da medya patronuyken ve Putin’in yanında yıllar geçirmiş bir görevliyken bir bahaneyle istifa edip Amerika’ya kaçan, Yahudi milletinden Mikhail Lesin, 6 Kasım’da Amerika’nın başkentinin en pahalı otellerinden birinde durduk yerde öldü. Hiçbir hastalığı yok, domuz gibi, akıl almaz bir serveti var… Bir anda gebermiş. Açıklama yok! Atatürk Havaalanı’nda ayakkabı bağcığıyla boğulmuş olarak bulunan İngiliz kadının bağlı olduğu –sözde- sivil toplum kuruluşlarının onlarcasının bağışçısı. Dünyanın her tarafında fitne kazanı kaynatıyor ama lüks otelde, durduk yerde ölmüş! Çin diğer taraftan sorunlu bölgelerde sorun çözüyor. Rusya’yla birlikte, aralarında sorun çıkaran bölgeleri al gülüm- ver gülüm yapıyorlar.
Bir savaş ve insanlık tarihinin en büyük savaşlarından bir savaş davul çala çala geliyor.
Başta Türkiye olmak üzere bütün Türk yurtlarının içinde bulunduğu kör dövüşü, siyaset rezaleti, beş para etmez konular üzerinden yaratılan kamplaşmalar ve en acısı da toplumlarımızın aymazlığını görünce, baht utansın demekten başka elimizden bir şey gelmiyor. Olmayan imkânlarımızla anlatmaya çalışıyoruz; elimizden geldiğince göstermeye çalışıyoruz ama yine de kendi başının etrafında dönen tavuk gibi önce boş gözlerle bakıp; sonra da mide bulandırmaktan bıkmadan soruyorlar:  “peki kime oy vereceksiniz?”…
Tanrı Türk’ü Korusun.