Seçim

Dört yıldır TBMM’de 549 vekil vardı. Bunlardan hiç biri davasının adını “Türkçülük” olarak koymuş kimseler değildi.
Dün seçilen vekillerin sayısı 550. Bunların hiç biri davasının adını “Türkçülük” olarak koymuş kimseler değil. Irkçılık ve Turancılık üzerinde ittifak etmiş bir siyasi parti de seçilme yarışında sahneye çıkmadı.
Seçime kadar, millet tanımları, medeniyet tasavvurları, kelime oyunları üzerinden Türklüğü, mahalle jargonuna ait bir uydurma haline getirmek için sidik yarıştıran siyasetçi sürüsü, seçim çalışmalarının temelini, o adını koymakta kıvrandıkları milletin fakirliği üzerinden yürüttüler.
Aç ve muhtaç bırakılmış topluma bakış açılarının, ne gözle gördüklerinin en belirgin ifadesi, işte bu propaganda şekillerinde kendisini gösterdi. Ağzına bir parmak bal çalındığı taktirde her türlü muameleyi yapabileceklerini düşündükleri, karnını doyurdukları sürece istedikleri gibi ayar verebileceklerine inandıkları, insan yığınından başka bir sıfatı yakıştıramadıkları kalabalığa “millet” sıfatı yapıştırmış siyasi merkezler, birbirlerini yediler bir süre…
Bu birbirlerini yeme süreçlerinde, milletin kasasından, kesesinden, hazinesinden, gasp ettikleri servetle karınlarını doyurdular, bayrak aldılar, müzik çaldılar, araç süslediler…
Sonuç olarak, bir meclis dolusu “Türkçü olmayan” kimsenin yerine, bir meclis dolusu “Türkçü olmayan” kimse seçildi.
Türkçüleri görmezden gelen, görse de yan gözle bakarken gören kalabalığa, Türkçüler aynı tavırla cevap verdi.
Düşünülmesi, inanılması yasak olan bir fikrin mümessilleri olan Türkçüler – seçilme hakkı bir yana- düşünme hakkı bile gasp edilmiş kitledir. Davamız, ülkümüz, imanımız, kanun yapanlar tarafından yasaklanmış şeylerdir. Kanun yapanlar, millet meclisini dolduranlardır. Davamızın, dava oluşuna bile yasak koyan meclise, düşüncemizin düşünülmesine bile tahammül etmeyen o vekil sürüsüne, biz de yan gözle baktık.
Dışına itildiğimiz sistemin, istenmeyeni ilân edildiğimiz düzenin, figüranı olmayı kendimize de şerefimize de yakıştırmadık.
Seçim yarışına kim katılmışsa, sahneye kim çıkmışsa, kim sahneye çıkana şakşakçılık etmişse, yani bu oyuna kim dahil olmuşsa, ortaya çıkan sonuçtan -az ya da çok- sorumlu olanlar onlardır.
Türkçüler, kimsenin kendi ayıbını yıkacağı günah keçisi sürüsü olmaz. Kimsenin gücü, kendi ayıbını, bu ayıpsızlar ordusuna yıkmaya yetmez.

***
Seçim meydanlarında bizim taleplerimize, arzularımıza, ülkülerimize hitap eden bir parti, lider, aday var mıydı?
“Türkçüler bu ülkenin eşit yurttaşlarıdır” diyen görmedim.
“Onların derdi de bizim derdimizdir” diyen görmedim.
Türk birliğinden bahseden, esir yurtlarımızdan bahis açan, okulda, sokakta, fabrikada huzuru bozanla, anarşinin asıl kaynağıyla mücadeleden dem vuran görmedim.
Çocuğu yakılmış insanlara asgari ücretten,
Memleketinden sürülmüş insanlara kıdem tazminatından,
Tarlası yakılmış, hayvanı bıçaklanmış insanlara demokrasiden,
“Türk’üm” demesi yasak edilmiş gençlere istihdamdan yem atıldı, boncuk dağıtıldı.
Gururu, haysiyeti, şerefi örselenen insanlara, boğazları üzerinden muamele edildi.

***

AKP, Hadep’in eski yönetim kadrosu dahil, sayısız kişiyi vekil yapmış, bakanlık vermiş, içişlerini bile emanet etmiş bir siyasi projedir. İsim isim yazmak, gereksiz bir zaman kaybıdır. İcraatlarındaki kürtçülük, paçalarından dökülmektedir.

Sözde Atatürk’ün partisi, Atatürk’ün bitiremediği Dersimlilerden birinin kontrolünde, eski Diyarbakır baro başkanı olan bir kürtçünün yöneticiliğinde, kürtçülükte kimseye meydan bırakmayacak maymunluklarla seçimlere dalmıştır.

İdare kadrolarından, idare edilen kadrolarına kadar sayısız hareketle “seçim dönemi boyunca” Türkçü kadrolara sayısız hücumda bulunmuş olan sözde milliyetçi parti, bir kere daha seçim propagandasını milliyetçiliğe değil ekonomiye dayandırmıştır.

Kürtçü parti, kürtçülüğünü dağdan ovaya taşımış ve demokrasi kamuflajı giydirdiği katillerini sokaklara salmıştır.

***

Kaba etlerini ceylan derisi koltuklara koydukları andan itibaren, Türklükle muhabbetini kesen ve demokrasi misyonerliğini meslek edinen kalabalık, seçim dönemiyle birlikte Türk avına çıkmıştı.
Kürtçü kadrolarını televizyonlardan saklayarak yürüyen iktidar partisi, “Canım Türkiyem” söylemlerine, Dersimli acayibin partisi “Atatürk ve ilkelerine”, milliyetçilikten geçinen parti “Habur’a, açılıma” sarıldı.
Milletin Türklüğünü hatırlama yarışına girenlere, kürtçü olanlar bile katıldı bu defa…
Kürtçü partinin sevimsiz kadınlarından, eşbaşkan sıfatlı bir tanesi “ben zaten Türk’üm, ailem bile milliyetçi” diyerek, seçim dönemi geleneklerine uyum sağladı…

***

Netice çok karışık ve üzerinde bu yazı kadar bile zaman harcamaya değmeyen bir durumdur:

Kürtler, kendi partilerine oy vermiş.
Türkler, siyasi parti adı altında köşe başlarını tutmuş etki ajanı şebekeleri yüzünden -yine- dağıtılmıştır.
Tanrı’nın insanları “millet millet yarattığı” andan beri, milletler arası ilişkiler prensibine dayanan tarihin başından bu güne kadar ortada olan bariz bir gerçek, Türklerin kafaları karıştırılmak suretiyle saklanmaya çalışılmıştır.
Milletlerin mücadeleleri prensibine dayalı olarak yaratılmış insanlık tarihinde, bu gerçeği kabul edenlerin ilerleyişine, bu gerçeği reddedenlerin gerileyişine, bir örnek daha eklenmiş oldu.
Saçma sapan isimler, sıfatlar, görüşler, uydurmalar adı altında bizim mevzilerimiz dağıtıldı, ordularımız bölündü, cephemiz içeriden çökertildi.
Bütün yaratılışın ve insanlık tarihinin işaret ettiği üzere, etnik kimliklerin en sağlam ve doğal birleşme şekli olduğu gerçeğini kabul eden kürt sürüsü, ilerlemenin formülünü çözdüğünü göstermiş oldu.

***

Atsız Beğ’in en veciz şekilde ifade ettiği gerçeği, tarih bir kere daha bedeller ödeterek göstermiş oldu:

“Türkçülük milliyetçiliktir. Irkçılık ve Turancılık da bunun şümûlüne dahildir. Memleket ya bu iki temel üzerinde yükselecek veya yıkılacaktır.”

Bu basit gerçeği inkâr eden şuursuz siyasetçilerin, günâh keçisi arayışları bizim meselemiz değil. Mücadelemizin programı, ülkümüzün hedefi, değişen atmosferlere göre değişiklik göstermez. Kutlu kervan yürüyüşüne devam edecektir.